söze yapışan ışık
dudaklarımda danseden bıçak
şehrin uçsuz bucaksız yalnızlığına karşı demlenen kuşku
şu et duvarların gri hücrelerinde
niyetlerin bertaraf edildiği bir mevsimle
usulca süzülüyor
söz kalabalık bir yankı bırakıyor
dibinde unutuşun
hep bilinmezli bir denklemin
kırgın umuduyla soyunup
seyrediyor yok tenini korkak bir lisan…
hazır değiliz
değiliz inan
kahramanlar sıçrıyor kalemime
kalemimde kan sesi…
time traveller
26 Mayıs 2010
14 Mayıs 2010
OLMADIM
antilop da
hem savaş hem antilop ol bana
inanmadım
anlamadım da
hem inanç hem anlam ol bana
yara almadım
öldürmedim de
hem yara hem ölüm ol bana…
13 Mayıs 2010 Perşembe - Feneryolu
08 Ocak 2010
UNUTKAN PUSULA
Köşelerimiz var ve bu köşeler çok yuvarlak; Yuvarlaklarımızın köşeli olduğu kadar! Ziyadesiyle kararlılığımız yok… Kararsızlığımız üzerinden iklimlere müdahale eder gibi yapıyoruz. Işığı keşfederken mutlu muyuz? Mutluluğu en Hakikî temellerinden yakalayıp ender bulunan yanlarımıza yeniden yapıştırıveriyoruz. Zaman alıyor acımak.
Bir devrim yaratıyoruz da farkında bile değiliz. Kimseye söyleyecek sözümüz yok. Sözsüz bir radyo oyununun çok gürültülü kahramanları olarak başkalaşıyoruz. Önümüze engeller diziyoruz. Engellerimizle varoluyoruz.
Tabii ki Ben demeye dilimiz kolay varıyor. Elbette mütemadiyen yalnızız ve bundan korkarak Varoluşu sorguluyoruz.
Güncel’in dilini Tarihselin dilinden ayırmaya çalışmıyoruz. Mukallitlerimize sımsıkı sarıldığımızdan, Asıl’ın Hikmetini fark edemiyoruz. Mahcubuz Kendiliğimize karşı.
Efkârımız bacakaralarında, dilde ya da gelecekte saklı. Kahramanlıklar taslıyoruz ve basitleşmenin hürriyetinden müstesna bir Akla sığınıyoruz. Yüce Akıl! Çık içimden! Çık git ve al o ıstırabı benden, derken sıfatlar güzellik ilminin çatısına konuveriyor.
Yepyeni bir gün başlıyor. Ziyan olup batıyor. Batarken çok can acıtıyor. Derine, en derine işliyor Zaman.
An tünelinden geçip, Mut boğazına varıyoruz.
Sepya bir kışgüneşi ya da ıssız bir Anlam yığını yaratıp inanıyoruz. Çok zavallıca geliyor ama oyunun son demlerinde kafalarımız karışıyor.
En güzeli bu kafa karışıklığına son verebilmek…
Ne diye bu müzmin umutsuzluğa toslayıp duracağız ki her gün!? Ne diye ellerimizi açıp gökten yağacak bereketi bekleyeceğiz!
Siz de küçükken saatlerin, pusulaların içini açıp kurcalar mıydınız?
Bir devrim yaratıyoruz da farkında bile değiliz. Kimseye söyleyecek sözümüz yok. Sözsüz bir radyo oyununun çok gürültülü kahramanları olarak başkalaşıyoruz. Önümüze engeller diziyoruz. Engellerimizle varoluyoruz.
Tabii ki Ben demeye dilimiz kolay varıyor. Elbette mütemadiyen yalnızız ve bundan korkarak Varoluşu sorguluyoruz.
Güncel’in dilini Tarihselin dilinden ayırmaya çalışmıyoruz. Mukallitlerimize sımsıkı sarıldığımızdan, Asıl’ın Hikmetini fark edemiyoruz. Mahcubuz Kendiliğimize karşı.
Efkârımız bacakaralarında, dilde ya da gelecekte saklı. Kahramanlıklar taslıyoruz ve basitleşmenin hürriyetinden müstesna bir Akla sığınıyoruz. Yüce Akıl! Çık içimden! Çık git ve al o ıstırabı benden, derken sıfatlar güzellik ilminin çatısına konuveriyor.
Yepyeni bir gün başlıyor. Ziyan olup batıyor. Batarken çok can acıtıyor. Derine, en derine işliyor Zaman.
An tünelinden geçip, Mut boğazına varıyoruz.
Sepya bir kışgüneşi ya da ıssız bir Anlam yığını yaratıp inanıyoruz. Çok zavallıca geliyor ama oyunun son demlerinde kafalarımız karışıyor.
En güzeli bu kafa karışıklığına son verebilmek…
Ne diye bu müzmin umutsuzluğa toslayıp duracağız ki her gün!? Ne diye ellerimizi açıp gökten yağacak bereketi bekleyeceğiz!
Siz de küçükken saatlerin, pusulaların içini açıp kurcalar mıydınız?
30 Ekim 2009
FELEK
reddedilebilir bir uzaklıkta tutuyor acılar Bizi,
tözünden ayıran saflıkla Anlama küçük darbeler vuran
Ayışığından nesneler nakşediyor, ılık fakat netameli..
Sonra sokaklar doluyor.
sokaklar, ete kemiğe
inadına bir yeise
laftan anlamayan, unutkan,
terbiye edilmemiş bir yanıta dönüşüyor...
kadın esrik, adam keskin
en şuursuz yerinde bir şiirin
en uzun uykularına dalıyorlar.
An noksan, hayâl meyyâl..
şarabı kanayan kadehler
dudaklardan dudaklara misafir ediliyor
her akşam bu mısralarda;
gelip görmesi,
tadıp kaçması bedava..
eski kösnül meseleler çiseliyor
tinden tene ıslak bir serüven..
Aşk kaybediyor eşkâlini
gömüldüğü bedenlerde
ışıldıyor Aksi..
Güz unutuşu mesken tutuyor
Muhasebe edilebilir anılar ve
Çok değil, azlığa dair bir varsayımla..
Belki el mutlu olsun
Elin ele feleği deysin diye..
tözünden ayıran saflıkla Anlama küçük darbeler vuran
Ayışığından nesneler nakşediyor, ılık fakat netameli..
Sonra sokaklar doluyor.
sokaklar, ete kemiğe
inadına bir yeise
laftan anlamayan, unutkan,
terbiye edilmemiş bir yanıta dönüşüyor...
kadın esrik, adam keskin
en şuursuz yerinde bir şiirin
en uzun uykularına dalıyorlar.
An noksan, hayâl meyyâl..
şarabı kanayan kadehler
dudaklardan dudaklara misafir ediliyor
her akşam bu mısralarda;
gelip görmesi,
tadıp kaçması bedava..
eski kösnül meseleler çiseliyor
tinden tene ıslak bir serüven..
Aşk kaybediyor eşkâlini
gömüldüğü bedenlerde
ışıldıyor Aksi..
Güz unutuşu mesken tutuyor
Muhasebe edilebilir anılar ve
Çok değil, azlığa dair bir varsayımla..
Belki el mutlu olsun
Elin ele feleği deysin diye..
12 Temmuz 2008
aklım
bir et yığını aklım
kibirle boyalı kelimelerden uzak
şehre emanet edilen deliliği
usulca tutup
saklıyor
gri kıvrımlarında…
eksik bir nefreti tamamlıyor medeniyet
sahte melekelerinden uzak..
kibirle boyalı kelimelerden uzak
şehre emanet edilen deliliği
usulca tutup
saklıyor
gri kıvrımlarında…
eksik bir nefreti tamamlıyor medeniyet
sahte melekelerinden uzak..
10 Eylül 2007
..................bakış.............
biriktirdiklerimizin bulanık sularında mıyız
mutluluk mu arıyoruz yoksa kaçışımızın gölgesini mi? uyurken
uyandırıldım... gizli bir güçsatırların sonlarını görmemi engelleyenâdi bir akisbir nakış ve ötesi yokgen
laf ebelerinin mübarek avuçlarında mı dünyaya gelecek Hakikat? hadi canım, bu kadar yalan neden?
ıstırabı hissetmeden büyüyen çocuklar
büyüdüklerinde daha duyarsız ve dayanıklı mı olacaklar ki?!
kim için bu curcuna? kimler duruyor karşımızda?!
içine mi saklandım yoksa dışarısı mı daha güvenli, bilemiyorum.. o dolabın içinde ne var böyle karanlık maddeler falan mı yoksa hizaya getirilmemiş arzularla donanmış bir sessiz ordu mu bu denli korku? nasıl bir akış ki bu dilin tökezlemeksizin kendi varoluşuna doğru yitiveren..
hattı bulanık bir ufka bakarken oldu bunlartuhaf sözcükler
tanımsız timsahlar dansetti ilelebed
ve kılıçlar çekildive kilitlendi ten
artık yağmur yağmıştır artık mutluyuzdur..
...birileri "Gerçek"i biliyorsa ve eğer "Gerçek" bu kadar betonsu bir tabiata sahipse, reddedilince ne diye yok olsun?!?
mutluluk mu arıyoruz yoksa kaçışımızın gölgesini mi? uyurken
uyandırıldım... gizli bir güçsatırların sonlarını görmemi engelleyenâdi bir akisbir nakış ve ötesi yokgen
laf ebelerinin mübarek avuçlarında mı dünyaya gelecek Hakikat? hadi canım, bu kadar yalan neden?
ıstırabı hissetmeden büyüyen çocuklar
büyüdüklerinde daha duyarsız ve dayanıklı mı olacaklar ki?!
kim için bu curcuna? kimler duruyor karşımızda?!
içine mi saklandım yoksa dışarısı mı daha güvenli, bilemiyorum.. o dolabın içinde ne var böyle karanlık maddeler falan mı yoksa hizaya getirilmemiş arzularla donanmış bir sessiz ordu mu bu denli korku? nasıl bir akış ki bu dilin tökezlemeksizin kendi varoluşuna doğru yitiveren..
hattı bulanık bir ufka bakarken oldu bunlartuhaf sözcükler
tanımsız timsahlar dansetti ilelebed
ve kılıçlar çekildive kilitlendi ten
artık yağmur yağmıştır artık mutluyuzdur..
...birileri "Gerçek"i biliyorsa ve eğer "Gerçek" bu kadar betonsu bir tabiata sahipse, reddedilince ne diye yok olsun?!?
29 Ağustos 2007
buradaburasın
göreceksiniz ki bu da bir "Oyun" aslında...
tabii
gerçekten görmek isterseniz!
eminim anlayacaksınız
bu da külfetli bir tertib
ki çok bilinmezli denklemlerin tatbiki mümkün olmayan aksi aslında!
bu kiminizi şizofren yapabilirse
ah ne şanslınız ki öylesinizdir
geri kalanı
önüne bakmayanı
oyun'u oyun olarak görmeyeni
çok zararlı bir şey yapar
şirk olur... oluyor... olacak
gibi de görünüyor daha
tövbe et'e yanaşmayınca
ki et de öz'ü anlamayınca
Yol çok sarp
çok sarp Yol
çok Yol sarp
asıp gittiğinde ömrü
bakıldığın anlara hörmetle gülümseyerek öyle derinden
sırf aşk olsun diye
sırf dokunmamak adına
işittiğin nâmeyi
diğerlerinden saklayacaksın
çünkü sen de
Buradasın!
tabii
gerçekten görmek isterseniz!
eminim anlayacaksınız
bu da külfetli bir tertib
ki çok bilinmezli denklemlerin tatbiki mümkün olmayan aksi aslında!
bu kiminizi şizofren yapabilirse
ah ne şanslınız ki öylesinizdir
geri kalanı
önüne bakmayanı
oyun'u oyun olarak görmeyeni
çok zararlı bir şey yapar
şirk olur... oluyor... olacak
gibi de görünüyor daha
tövbe et'e yanaşmayınca
ki et de öz'ü anlamayınca
Yol çok sarp
çok sarp Yol
çok Yol sarp
asıp gittiğinde ömrü
bakıldığın anlara hörmetle gülümseyerek öyle derinden
sırf aşk olsun diye
sırf dokunmamak adına
işittiğin nâmeyi
diğerlerinden saklayacaksın
çünkü sen de
Buradasın!