Kayıtlar

Haziran, 2006 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

melekler/kentler

bir çınar dibine çöküyorum yıllardır gülüyorum sanki yıllardır ölüyorum bir diriliyorum bir ölüyorum bu kentin gelenekleri iklimlerle ve sahte meleklerle değişir! bu toplum alkışlarla ve ıslıklarla büyür güzelliğin terkedildiği dudaklarda ıslanır kadınlar... kadınlar, bir kentin paslanmış ayçiçekleri yani onlar, kirlenmiş düşlerinde bazen neden öldürmüşlerdir kendilerini güldiken aşk mektuplarında? aynasız odamda resmime bir kez daha bakıyorumöyle yaşlıyım, öyle gözüyaşlı... izmir/istanbul 95/96
I ücrada yüzümüzün paslı/su----kızgın/an’ı; belki kurutulmuş lise günlüklerinin “adın”ı aradığım yaprakları ve çok geniş ve şehvetten uzak beklentilerle konuşulamayan bakılan utkusal cevheri çocukluğun! - yaralı ... çağrılmadan geldi akşamları ıslak saçları, törpülenmiş tebessümüyle ismini ararken boşlukta, yitirdiği kelimelerine rağmen mutlu ve durağan.. alkolün iğdiş etmesiyle günlerden Pazar her yer kapalı yağmur bi’ türlü yağmak bilmez bir ses.. bir güz.. yeterdi.. yeter mi? yeni imajların tükenmiş tonlarını kullanarak bile kızmayı becermeyerek bağırmaya başladığımı hatırlayamadan seyrelmiş söylem yetmezdi başka bir şeyleri söylemeye... bi kenara yazdık bunları yağmur -neyse ki!- yağdı sevildiğimi zannettim dokunuşsuz yaz!gı ve geri dönmeyi isteyen sıfatlardan soyunarak çerçevelenmiş tarihi yanılgılar... bırakıyorum “yaratıcılık” adına denediğim pratikleri hiç bir içeriğe hiç bir biçem arıyorum Yol pıhtılaşıyor yeni Bakış’ın ardında güneş batarken tutarsız.. kararsız.. sakar.. te...

Tarçııııın!.... çınçın çııııın!...

Resim
tarçın! çın çın çııııın! Seni çok seviyorum oğlum! Sen bir şeylere yeniden, yeniden ve yeniden başlamanın, yeniden huzuru öğretmenin milâdısın!.. Diğer üç kardeşimiz ve annemiz en sonunda, sabahın şu kör vakti itibarıyla, binbir güçlükle bahçeye kadar ulaştılar. Hayatlarını kuru mama yiyerek geçirebilirler isterlerse. Sanırım keyifleri de yerinde.. Tarçın da onları yukardan kesiyor. Yazgısalın ironisi.. Esasında mavi gözlüsü vardı, pek haylazdı ve pek oyuncu..  Ama şimdi Tarçın iyi bir zar atmış olmalı ki hayatta, benimle birlikte.. 

ESKİ ŞİİRLER ESKİ MIRILTILAR

suskunluğu ödünç alıp uyuyorlar işte yer sarsılıyor.. körküre sarhoş!.. kaçıyorum –ne bahtsızlık, hem de bu gece! uykum yok.. yudumluyorum anları.. yudum yudum şaraptan artan hazzı bir sokak iti hadım ediyor 13/Şubat-1997 İzmir-GSF/Alsancak bu sefer kan keser kanatlarım gidersem gidersem rakseder maskeler yüreğim kanser bir dil sürçmesi gibi yaşanır aşk bir gündüşüdür bir gül düşürülür söner ışıklar 23/Ekim/1995 İzmir-GSF/Kantin 15:30 Elinden mi düşüreceksin böyle? Kırmızıyla yaz adımı ve çek git üzerimden. Hızlanıyorum. Kapandım avuçlarına.. Hızlanıyorum.. zavallılığımızı kusuyorum aslında istemiyorum birikmişliğini cinnetin ten arifesinde.. neden terkedip gitmiyoruz ki! Neden istemsiz böyle kış? Ellerim, haykırıyor dudaklarım kuru inancım yok mu dersin, neden eskitilmiş hüznünü yokluyor böylesine kılıçlar? Darbeler? Kaldırımlara resmedilen kelle avcılarının o dakik sevdâları, ihânetleri.. ve illâ ki kehânetleri.. izin kalır mı sanıyorsun hâlâ? dar, ışıksız komik bir viraj bu etim...

Ân'a dair fısıltılar...

havaların kötü gitmesine mi alışmam gerekiyor yoksa hayatın bir yerlerinde enkaz halinde kalıp tekrar teşekkül edişini tâkip etmenin dayanılmaz yoruculuğunda yenilenmek mi, bilemiyorum.. işte böyle zamanlarda sadece esrimenin ve mastor ruhların ehemmiyeti ortaya çıkıyor! herkeste bir bunaltı, herkeste bir kıyâmet beklentisi... herkesin ortalıklardan kaybolmaya çalışması gibi.. "neden?!?!?!?!?!" bir şeyler paylaşabilmenin bu kadar zor olduğu bir zamanda, kelimelerle yaşanan hazların ve tatminlerin ötesinde ne mânâsı var Hayatın?! Bilmiyorum.. Herkes kendince haklı.. mı acaba? bundan pek emin olamıyorum.. elime kâğıdı kalemi alıp yollara düşme arzusunun yerini ne tutabilir ki?! FLANEUR RUHLAR! FLANEUR RUHLAR! Ah Baudlaire amca.. Aaah!.. Okul zamanlarını özledim. İzmir'in karabiber ağaçları altındaki o derme çatma barakalarından nefret ederek de olsa yaşadığım günleri. mutlaka bir anlamı olmalıydı bunların; oluyordu da!.. sonra yazgıyı düşündüm. yazgının geçişkenliğini.. yaz...

parkın ıssızlığında

parkın ıssızlığında karşılaştığım yok çiçeklerini görünce sonuna kadar kokladım.. iştahlı bir boşluk vücûdageldi.. lâkin maharet hücrelerimde hissetmekti imkânsızı... imkânsızlık şehre feyk atan pek süslü bir fahişeydi aslında maksat ayak alışsın şiirimiz biraz şen olsun diye, üzerine aldığı kaldırımlar dolusu ağırlığını insanlığın, kahramanca bir edâyla taşırdı mâlum neticeye... apansız aşk hatırlanır apansız fütüristik bir cemaat şehri sahipleniverir dibinden olmayacak bir şey değil, kaybedilen yılların muhasebesini tutmadan kör vantriloğun dile geldiği serin yaz akşamlarında bir kadeh rakı eşliğinde depreşen eşkıya yürekli

birdenbire

birden bire baht dönebilir aramızda sen öylesine erkek şahlanır ve ben öylesine kibar yok olurum ki, yeri gelince şiddet un ufak olur düş bile olur yatağımı paylaşır yeri gelince olur a, pıhtılaşır lâf olur a, seçemez gül toprağını dokundukça silinir dokundukça unutulursun tanrının alelâde çizeceği kâh siyah kâh beyaz bir renksizlik olursun... mevcut ölümlerdeki söz buruşur ki ebruli bir yazı kalır dudağında...