zemberek valsi
time traveller
04 Eylül 2026
…catcher in the ‘ray’..
yokken kıvrımına şişindiğinde puslan!
fırsatın sislenmesin
küf ol
benim gibi saçmalama!
onlardan olmaktan gocunurken osuran sıfatında ekşiyen
aşılmamış nâmeler sıçan pısırık tohumundan bir nebze benzese bize
kibrimize felâket dolayan o kahramanları koynumuza almazdık
açılma sez
çek düşünü
uzat aboneliğini
pes
soslu sonsuzluk
bir gün biz
bir gün ben
olacağından değil
yok
ülke
yok
kimlik
gelmeden gitmeyi öğrenen çocukların ruhlarında istasyon nihayet
çat pat rahatıma batan metaforları çözerken etime işlemen
sıfatsızlık âbidesi
düş önümden toryum kompostosu
bak şehir de seni öğütmez ya bu saatten sonra
rahatın batar götüne sığmazsın ebenin amına
çağırma
çağlanmadan attır sihrini
yavşaklığın muhteşem!!!
şiirin şirk döşeli masif niyetine çöken yarım akıllı bir……..
…….bir ilke sorunu bu, kıyamet rengi
Çivit. Göt kokusu. Farz döngüsü katı inak.
Dur bi!
Duruk korkunun temeli bu, ağla
Son model yankı odalarında
N’olcak sanki
Kimse senden olmuyorsa yaşlanınca…
09 Şubat 2024
İÇİNDEKİ KAPLUMBAĞALAR
İçindeki kaplumbağaların gülümsediğini duy
ve sarılarak uyumaya çalış.
Çoğu dudak okur
ve rüyalarında konuşurlar.
En güzeli, iç dünyaları çok basit
yalnız ve mutludurlar, o sert kabuklarının içinde.
Bir kahve yap kendine
geceler uzun, aşklar kısa, ten kayıp
bir kıtanın son mısrasından girip
sözsüz bir oyunun dehlizlerinde şarkı söyleyerek
otuzbir çektiğini bile kanıtlar tarih
çok istersen bu da olur;
rezalet ve hikmet
içiçe geçip
çelme takarlar anlama
anlamazsın
Etiketler:
edebiyat,
serdarileri,
şiir
YOK DURUM
kaydığım yer şehirdi, urdu
kucağım toprak yüreğim çamur
zihnim kızgın taştan seğirtip şehveti
muhtaç bir aslanın ağzına tıkıyordu
duyulmadım dediğimde kimsenin
eti etine sığmıyordu
dudağımız durak bilmez, ıslak
uzun hazzına zimmetleniyordu
tam o zamanlardı
devlet kendini beğenirken
kitle kibrinden külfete tapıyordu
mütereddit egzamalar başkentindeki
kavruk memelerini
emmeden geçen kurak bereket
kendi etrafından
zafersiz dönüyordu
biz takılmazken bunlara
nicedir hâlleri
yoka sapan o kunt bakış
tepetaklak muradına
hâdsiz sevgisini iletiyordu
işine mi geliyordu
içine mi dönüyordu
kafasına göre sulak bir
nimeti geri tepiyordu
simetrik kaygan dibine
imgeler düzüyordu
galiba hayat
inadına vuruyordu
hadi şimdi çullan
kullan dudaklarını yakmak yalanlamak
için için içini
sökesi gelen
uygarlığın acı dilini
şehri kusarken
susmam için yalvarırken
ölümle yarışırken
ödüm bokuma karışırken
yanmak demiş miydim
yoktan var olmazken?
23 Mart 2020
KAYGI
hadi çağırmayalım birbirimizi
biraz çağrılmayalım da uslanalım
rengimiz otursun
biraz canımız acısın
dudaklarımız demlensin
bakınca unutuyoruz
sıfat at bana
bana sıfat at
bedensiz
asfaltlarımız
sulansın
kasvetle eğlendir
kıskandır iskeletine binen
yalanla avladığın benliği
hiç gibi peçelendir
ipliğin sızlasın
ıssızın konuşurken
muhasebe edilsin
istiflenmiş yüreğin
ıssızdan korkmadan
hadi avlan biraz
ufkuna leylek giymiş
eski usûl keyfini keşfet
biraz çağrılmayalım da uslanalım
rengimiz otursun
biraz canımız acısın
dudaklarımız demlensin
bakınca unutuyoruz
sıfat at bana
bana sıfat at
bedensiz
asfaltlarımız
sulansın
kasvetle eğlendir
kıskandır iskeletine binen
yalanla avladığın benliği
hiç gibi peçelendir
ipliğin sızlasın
ıssızın konuşurken
muhasebe edilsin
istiflenmiş yüreğin
ıssızdan korkmadan
hadi avlan biraz
ufkuna leylek giymiş
eski usûl keyfini keşfet
11 Mart 2017
YOK SÛRESİ
Çok kayıp çığlık yok
Hepsi acıyor tek tek gün ışıyınca
Siper edilmiş gece
Ter ve efkârla sızıyorsa
Yaramız da bizdendir
Ve ölüm de hep çirkef
Ya kitap açık kaldıysa
Kaçtıysa sesi şairin?
Ya mâzi mezarından fışkırıp
Kana kana içilebiliyorsa?
Yok bir ayıp
Kâfi bu ıstıraplı baht
Vaziyete münâsip kaçış
Demlenir elbet gönülden
Hepsi acıyor tek tek gün ışıyınca
Siper edilmiş gece
Ter ve efkârla sızıyorsa
Yaramız da bizdendir
Ve ölüm de hep çirkef
Ya kitap açık kaldıysa
Kaçtıysa sesi şairin?
Ya mâzi mezarından fışkırıp
Kana kana içilebiliyorsa?
Yok bir ayıp
Kâfi bu ıstıraplı baht
Vaziyete münâsip kaçış
Demlenir elbet gönülden
Etiketler:
edebiyat,
serdar ileri,
serdarileri,
şiir,
türk edebiyatı,
türkçe şiir
13 Şubat 2017
YORGANDIŞINA GİDEN
O kadar karanlık, o kadar ısrarcı ve musallat; Kibrini cakasının sarkık iktidarından alan, kadir kıymetten anlamaz bir soytarılık.
Aklımı kaybetmeden birkaç adım daha atıp, birkaç gün daha yaşamak konusunda bile kararsız kaldığımı düşünmeme sebep oluyor her yeni başlayan şey; Romanlar, filmler, gazete haberleri, mevsimler, aşklar.
Yorganın dışına çıkmak istemiyorum. Loş, rüyamın flû yüzlerini hatırlamama yardımcı oluyor. Loş, maksadını aşarak kasıklarımın arasına sızıyor. Islak kasvet çarpıyor pencereye, korku, taklit ediyor yorganın dışında, radyoaktif cazibesini kullanarak güneşin. İknâ olmak, çıplak tenimin suyla buluşması demek.
Bugün sokağa mı çıkacağım? Kediler mi seveceğim? Üzerinde ismimi taşıma şerefine erişen uzun kâğıt bardaklarda kahvemi içerken bir bankta üşüyecek miyim? Kimlerle paylaşabileceğim bu denli yalnızlığı? Kimler çıkıp üzerime parmağıyla çiğneyecek yalnızlıklarımı? Gururum ezilecek çöp konteynırında giderken dudak izim.
Ölü organizmaların milyonlarca yıl sonra şu cansız mankenlerde vücûda gelişini hissediyor vitrin camında izlediğim aksim. Gidebilmek, adımlarıyla işgâl ettikleri kaldırımların, egsozun, geleceksizliğin sınırında intihar edecek.
Peri masalıysa hâllenmişcesine sürtünüyor rüzgârda eşkâl bulmuş sûretiyle. Soğuk, sert, kaba temâsıyla tanışıyorum şehvetin. Yüzlerini seçemiyorum, yoksanmışlar. Işığı yutan cüsselerinin arasında eziliyorum.
Basıp geçerlerken etime yapışan gölgelerini temizliyor sağanak.
Kararmış, incinmiş kalkıp gitmek de var ya, yapamıyorum. Kararlı ve öfkeli sıçrayıp, neşeyle şarkı söyleyerek koşuyorum. Çarpıyorum. Düşürüyorum. Kanatıyorum. Uyandırıyor, meraklandırıyor, dinletiyorum. Varlığımı iğfâl eden soluklarına rağmen varıyorum!
Hedefim şefkâtli kollarında ısıtıyor. Hedefim sormuyor. Gözlerimi oyup çıkarmıyor. Hedefim ebedî bir düşten ibâret olduğunun farkında, boğmuyor.
Açım. Avlanamadım. Beton ve petrol çiçekleri açan bahçemde bile pixel kanseri metastaz yapmış. Yorgunum. Uyuyorum.
Kâbusum müşfik, elimden tutup çekiyor yorganımın dehlizlerine.
Aklımı kaybetmeden birkaç adım daha atıp, birkaç gün daha yaşamak konusunda bile kararsız kaldığımı düşünmeme sebep oluyor her yeni başlayan şey; Romanlar, filmler, gazete haberleri, mevsimler, aşklar.
Yorganın dışına çıkmak istemiyorum. Loş, rüyamın flû yüzlerini hatırlamama yardımcı oluyor. Loş, maksadını aşarak kasıklarımın arasına sızıyor. Islak kasvet çarpıyor pencereye, korku, taklit ediyor yorganın dışında, radyoaktif cazibesini kullanarak güneşin. İknâ olmak, çıplak tenimin suyla buluşması demek.
Bugün sokağa mı çıkacağım? Kediler mi seveceğim? Üzerinde ismimi taşıma şerefine erişen uzun kâğıt bardaklarda kahvemi içerken bir bankta üşüyecek miyim? Kimlerle paylaşabileceğim bu denli yalnızlığı? Kimler çıkıp üzerime parmağıyla çiğneyecek yalnızlıklarımı? Gururum ezilecek çöp konteynırında giderken dudak izim.
Ölü organizmaların milyonlarca yıl sonra şu cansız mankenlerde vücûda gelişini hissediyor vitrin camında izlediğim aksim. Gidebilmek, adımlarıyla işgâl ettikleri kaldırımların, egsozun, geleceksizliğin sınırında intihar edecek.
Peri masalıysa hâllenmişcesine sürtünüyor rüzgârda eşkâl bulmuş sûretiyle. Soğuk, sert, kaba temâsıyla tanışıyorum şehvetin. Yüzlerini seçemiyorum, yoksanmışlar. Işığı yutan cüsselerinin arasında eziliyorum.
Basıp geçerlerken etime yapışan gölgelerini temizliyor sağanak.
Kararmış, incinmiş kalkıp gitmek de var ya, yapamıyorum. Kararlı ve öfkeli sıçrayıp, neşeyle şarkı söyleyerek koşuyorum. Çarpıyorum. Düşürüyorum. Kanatıyorum. Uyandırıyor, meraklandırıyor, dinletiyorum. Varlığımı iğfâl eden soluklarına rağmen varıyorum!
Hedefim şefkâtli kollarında ısıtıyor. Hedefim sormuyor. Gözlerimi oyup çıkarmıyor. Hedefim ebedî bir düşten ibâret olduğunun farkında, boğmuyor.
Açım. Avlanamadım. Beton ve petrol çiçekleri açan bahçemde bile pixel kanseri metastaz yapmış. Yorgunum. Uyuyorum.
Kâbusum müşfik, elimden tutup çekiyor yorganımın dehlizlerine.
30 Kasım 2013
Çabuk Kâtip
aç bîçare çivilendiğin çıkının aklınsa
aklın uçkuruna temâs etmeden
emsin o sinsi nefesi,
defetsin gerisingeri sinesine;
o pek enfes iffetlerine halel gelmesin!..
soğumaya başlarken al
dudakların titreyecek, alınyazın kanayacak
âfakı seyrine sığmayan
alelacele bir sefâ peydâh olacaktır..
hani sende de olurmuş
olduğunu saklamaz
olmadığını söylemezmişsin ya,
belki ihtiyacın olduğundan
yani olduramadığından yana derde düşüp
o en olgun mağlûbiyet hissinden mağrur çıkarmışsın…
tam o zamanlar!
her sürçmenin bir lâtifeye tekâbül edebildiği me’al!
hadi sen de ol
saklan olduğunun ardına
Olma!
göm sesini,
muhtac olma kelâma..
eşkâline ibret olan ayna
sırrını ışığa saklamış!...
30kasım2013cumartesi.yeldeğrimeni
aklın uçkuruna temâs etmeden
emsin o sinsi nefesi,
defetsin gerisingeri sinesine;
o pek enfes iffetlerine halel gelmesin!..
soğumaya başlarken al
dudakların titreyecek, alınyazın kanayacak
âfakı seyrine sığmayan
alelacele bir sefâ peydâh olacaktır..
hani sende de olurmuş
olduğunu saklamaz
olmadığını söylemezmişsin ya,
belki ihtiyacın olduğundan
yani olduramadığından yana derde düşüp
o en olgun mağlûbiyet hissinden mağrur çıkarmışsın…
tam o zamanlar!
her sürçmenin bir lâtifeye tekâbül edebildiği me’al!
hadi sen de ol
saklan olduğunun ardına
Olma!
göm sesini,
muhtac olma kelâma..
eşkâline ibret olan ayna
sırrını ışığa saklamış!...
30kasım2013cumartesi.yeldeğrimeni
Etiketler:
2013,
anlatı,
çabuk katip,
edebiyat,
istanbul,
katip,
serdar ileri,
serdarileri,
şair,
şiir,
yazın