28 Ocak 2006

Kıyamet Provası

(jan saudek - Purgatory No. 354, 1987)


sonsuz bir tahrik; anlam ile ân arasında.. içimizdeki bütünlük hissine tekâbül eden sebepsiz bir yenidenvaroluş arzusu bile bir süre sonra kemikleşmiş bir yalana dönüşüverecekse, neden onca kıvranmak? neden kimseye bir dert anlatamamak?
herkes yalnız.. herkes yalnız..

"kimseye etmem şikâyet ağlarım ben hâlime
titrerim mücrim gibi, baktıkça istikbâlime.."

ya da

"içimde yılgın düzgârların ayak sesleri.."

hissiz, tercüme ederek varoluşu
yenilenerek ve iknâ olarak
tecrübe etmek mi gerekecek bundan sonra?

hiç bile.. ONLAR'la iletişime geçmek için bu da yeni bir yöntem.. beni aradıkları yerde bulamayanlar, yani Ötekiler, yani Şuuraltı Medeniyetimin yüksek mercîlerinde ikâmet eden birkaç eski dost fosilinin pre-historik tecessüslerine cevâben tecellî edeceğim..

ben buna da bir tür KıyâmetProvası adını veriyorum..

27 Ocak 2006

TIM BOOTH and ANGELO BADALEMENTI



















(photo: jan saudek-in the fine art gallery - 2001 )

DANCE OF THE BAD ANGELS

What a journey
So hard to describe
Your harbour so small
The ocean so wide
Spin the wheel, spin the wheel
Go wherever she spins
Surrender to this wave that's rolling in

Homing fingers
Starting to dig
Raising expectations
Lifting the lid
There's a show going down
Going deeper within
I long to lose myself
Inside your skin

What a feeling under the stars
My body's rotating from Venus through Mars
There's a war going on
Between my head and my heart
I wonder how they grew
So far apart

I'm so shaken, about to explode
The myth of kissing princes is they turn into toads
There's a war going on
Between the sun and the moon
Before they come to terms, we'll be consumed

Oh my God
Please take me now
I'm ready for ascension
If I only knew how
Give me wings, give me wings
Now I'm stuck on the ground
Receive this blood and bones
I'm homeward bound

See the statue growing wings
This singer was a virgin
Until he conceived
God is love, God is love
And her lover I'll be
I long to leave the world in ecstasy

Dance with me around this fire
The dance of bad angels who'd love to fly higher
God is love, God is love
And her lover I'll be
I long to lead the world in ecstasy

25 Ocak 2006

hissedilen şey

 Posted by Picasa

Günce

Fecî bir kar fırtınası, dün geceden beri devam ediyor İstanbul'da.
Memleketin bütün ajansları bunun gelişini adetâ bir felâket olarak verdiler. Medyanın "şuursuzluk yaratmadaki" üstün başarısını biliyoruz.. Bu da onlardan biri.. Herşeyi derin oyunlar ve yalanlar tezgâhından geçiriyorlar.
Medyanın varolması için gereken şey de bu zaten. Felâket duygusunu canlı tutmak!.. Baudrillard, terörü yoketmenin en iyi yolunun -ironik olarak- medyayı terörize etmekten geçtiğini söylüyor bir yerlerde.. Sanırım Çaresiz Stratejilerde olsa gerek.
Neticede felâket falan olmadı. Kar yağmaya devam ediyor. Herkesin altına araba almasına lüzûm yok.. Herkesin altına araba çekmesiyle olmuyor hayat. Olmasın varsın.
Şehirleri ideolojiler biçimlendiriyor.
İstanbul'u biçimlendiren hiçbir şeyin olmaması, şehrin tarihsiz, fikirsiz ve gelceksiz olmasına sebep oluyor.
Deprem olmadan depremin olma ihtimâline dair yazılan senaryolar çoktan olası felâketin boyutlarını aşmış durumda..
Depreme dair yapılan haberlerin medyadaki iktisadî büyüklüğünü hesaplarsak, sanırım olası felâketin büyük bir bölümünü karşılayacaktır..

* * *

"The intellectual effect of the catastrophy is to stop things before they reach their end and to keep them in the eternal suspense of their perishing." (j.b)



mırıldanışlar - 2

Yeterince hırçın olamayıorum belki de sorun buradadır, bilemiyorum. Kimsenin kaale almamasını anlayabiliyor muyum, bilemiyorum. Bu işler biraz zor. Biraz kasvet gerekiyor ruha. Biraz erdem ve biraz inat..
Kİmilerinin zırhlarından çıkmamak için özel bir gayret gösterdiğini farkedince, taleplerimin yerine getirilmemesine daha da hiddetleniyorum.
Baksanıza, herkes sahte bir duruşu benimsemiş bir kere!


*** ***

F. Nietzsche Ne Diyor "İnsanca, Pek İnsanca"da...

"S a n a t ç ının hakîkât duyusu - Hakîkâtlerin görülmesi açısından, sanatçının ahlâklılığı, düşünürünkinden daha zayıftır; yaşamın parıltılı, derin anlamlı yorumlarından kesinlikle alıkoyamaz kendini ve yavan, sade yöntemlerden ve sonuçlardan uzak durur. Görünüşte insanın daha yüksek bir onuru ve anlamı için savaşım vermektedir; hakîkâtte ise kendi sanatı için 'en etkili' ön koşullardan, yani fantastik, mitsel, muğlak, aşırı olandan, simgesellik duyusundan, kişinin abartılmasından, dehâda mûcizevî bir yön bulduğuna duyulan inançtan vazgeçmek istemez: bu yüzden, kendi yaratım tarzının sürmesini, ne kadar sade görünse de, her biçimdeki hakikî olana bilimsel bir adanmadan daha önemli bulur." (
İnsanca, Pek İnsanca s:142/146 - İthaki Yayınları)

Böceklerin Grameri

Bu şiirim TUHAF DÜET isimli dergide yayınlanmıştır...

ceklerin Grameri

böceklerin de bir grameri olduğunu anladığımda
çoktan bırakmıştım çalışmayı... onlar
günlük oyun arkadaşlarımdı...

böceklerin de bir grameri olduğunu anladığımda
bütün arkadaşlarım gülümsemişti...
oysa bir evin kalabalığından artarak
geceye, aya ve akortsuz bir ud sesine
karışıyorduk hep birlikte...

böcekler tenime tırmanıp
ulaştıklarında zirveye
durup seyrettim bir kez daha
genişledikçe bana dar gelen kâinatı...
ilk duanın gölgesi çarptı önce yüzüme
sonra Ân’ın melekleri sarmaşdolaş...

şehrin gecikmelere bağlı bir kalbi vardı...