25 Temmuz 2006

bir gece apansız

Bakınız, aslında ne çok hayaletim var: Ne çok hasar verdiler bana bilip bilmeden, geceler, günler boyunca; sızlandığım, yaslandığım her şey çöküp giderken, eleverirken yalnızlığı, yanlışlığı; gurbeti ya da bir anda dile gelmeyen öyle çok şeyi!.. Neyse ki ben aralarından daha kolay sıyrılabildim. Neyse ki içimizde hain daha azdı, ısrarla dünyaya kazık çakmaya gelmemiş olanların dışında keyif alınabilecek bir uzama dönüşüyordu şehir bile.

Hayaletlerden bahsediyordum. Kinden mi yoksa? Yoksa kiltanrıçalara, kolay ucûbelere, eşeyli eşeysiz üreyişlere ve ilânihaye her canlıya.. neye dair?

Adımı sayıklayanlar var mıydı? Adımı unutanlar kadar varsalar ne âlâ! Korkup kaçmadan, kurutup geceyi açık kalmış her bir kitabın arasında, şiire ya da yalana gömülüp kalmadan, anlamadan dinlemeden, midemiz kaldırdığınca yaşamak...

Kimsenin gönlünü almaya çalışmadan, havadan sudan konuşup karanlığa daldım delikanlılığıma sığınarak. Her zaman böyle olacak diye bir kaide yok tabii; her zaman bir şeyler ters gitmese insan hayatında, insanın kabahatleri tükenmediğinde, sırf inat olsun diye çığlık atmadığımızda, karalamadığımızda geçmişi olur olmaz hayallere sığınarak, öyle ya da böyle ve de şöyle söylenerek çıktığım merdivenlerin sonunda mutlanmasam seni görünce!

Evet, adımı duymuştun. Adımı duymaktan mutlu olan diğerleri gibi sen de onları düşlemiştin en olmadık yerinde masalın. Ben de böyle demiştim. Kimseyi kaçırmamıştık.. yalandan sevmemiştik.. çocuktuk ya, ondanmış dersin şimdi, sonra küçük ellerini dizlerime koyup ağlarsın.. en çok böyle yaparsın, demiştin.. hikayelerin bittiği yerde.. uzak şehrin küf kokan sokaklarında.. başka bir gezegende.. bambaşka bir genç ölümün kucağında, kalabalıkta, küfrederek ilendiğimiz canavarlar yaratarak da olsa, olmasa da..


Apansız bir kapı açılır.. açılan kapıların yerlerine yenileri konmaz, öylece, ebediyen aralık kalırlar ve bunlar bizi çok çok korkuturlar.. yani hayatın en basit atraksiyonu bile bizi bize hatırlatmaya yeter de artar.. kolayızdır, bakma sen..

bakmadığın zaman da üşürüm.. üşüdüğüm zaman sinirli olurum.. sinirlenmek ömrü kısaltır.. ömrüm kısalınca ağlarsın.. ağlayınca çok üzülürüm.. üzülünce anlarım ki aşk da güzel, aralık kalan kapılar da.. sonra unutup geçeriz bunları, bir çığlık yırtar geceyi ya şehrin kurumuş derelerinden birine kurulmuş ürkünç semtlerinden birinin derin vadisinde, o zaman sarılıp kalırız birbirimize.. cılız bir ışık yakıp, saklanıveririz perdenin ardına, dalıp gideriz vadinin derinliğine.. gözlerimiz bizim gibi cılız ışıklı yatak odalarını arar durur gizliden, ses çıkarmadan elele, öylece kalıveririz sabaha kadar.. bir sigara olsun almaya çıkamayız aralık kapıdan süzülüp, meçhul koridorun loşluğuna.. olsun, kime ne. Kimse anlamasa da derdimizi biz bize böyle yeteriz.. sızar kalırız..

kedimizin meselelerine kafa yorup, yeni hikâyeler istifleriz, her ihtimâle karşın bâbından.. öyle uluorta kimlik bunalımı masallarından değil, her kesimi kıllandıracak cinsten şeyler.. vıcık cıvık aşk enstalasyonları, üzünç konvoyları, yol geçen hanları..

bellek boğazından geçemeyip takılan kelimelerden müteşekkil, eşkâl işlem merkezleri.. böylece, yeniden tecessüm eden akılalmaz kavramlar eşliğinde söylenen atonal şarkılarla, hayatın keyfini çıkarabilmek için didindiğimiz meseleler.. ne lüzûm varsa!

Önce amaç mı?

Sonra kıvam?

Israr ve akla sökün eden hayal.. yo, bunlar çok vahşî arzular olmalı.. bir kıble ve bir lakâp bulmalı.. endişe edinmeli sabaha kadar, ki tadına varmak gerek yazmanın..

yazmak mı yazgı mı? Ucuz şarap lekeli desenli seksapelitesinden sarkan kimlik bunalımı serüvenleri üzerine önsöz yazan kâtibin alaycı bakışları mı?

Hem hepsi hem hiç biri.. hem acemî hem mecbûr..

Dilden de kayıp gider kahramanlar.. hele böyle öznesiz bir yazıtın, menzili muğlak bir yerinde; çok ayıp.. çok çok ayıp..

İnsanlar savaşırken, savaştan ölürken; ölümle pençeleşirken, tebessüm edemediğimizi mi itiraf edeceğiz?.. yok, tüm non-naturel militarist nosyonları bu metne yedirmek gerek, yoksa ne kadar bomba varsa kıçlarına girsine kadar gider...

varsın gitsin kahrolasıca bombabomba-fetişistleri! Neye muktedir olacaklarsa böyle, kimse bilmez; paylaşılamayan ne var?! Çok ürüyorlar.. tabiata metastaz yapmış bir neslin kuzenleriyiz her birimiz.. bir nefes.. bir nefes daha.. tütün ve alkol.. insaf ve azrail..

lâtife edemeyeceğim, ne yazık, sen de onlardan olasın da anlayasın cehennemini yerkübün (küresel bir güzelliğe dilim varmayınca, kelimeler de böyle köşeli ve sakil duruyor cümle içinde, distorsyona uğrayaraktan, yayaraktan.. olsun!) yani sen mi cebinden çıkaracaksın onca meselesini Dünyanın?! yokcanımkimdemiş..

nefret mekanizmalarım kıpraşıyor.. söylemin politize olduğu bir tür kanser vakası sanki.. aşka hükümet edenler değil, akla hükümet edenler olduğundan bu kadar azız.. bu kadar kazmayız aslında.. biz tokuz, belki de ondandır.. çok okuduk, çok düşündük gibi geldiğindendir belki de.. ya da seçemediğimizdendir.. alternatif olamadığımızdan kendi varoluşumuza bile; alternatiflerin fitne fesat gücüne boyuneğme kabiliyetimiz ve kimbilir bu tür melekelerimiz de evrim geçiriyormuş maasuscuktan..

şaka yapıyorum.. şakalaşıyorum..

vadinin bulanık perspektifinde bir köpek uğulduyor.. köpeklerin ve silahların lakırdısını deşifre etmeye çalışıyorum aslında.. satıcıların, alıcıların ve bilumum tecimsel güzergâhın ortayerinde, doğsunubatısına banıp güneyinikuzeyine tersyüz eden bir kavmin tohumlarını gübrelercesine

sadece konuşuyoruz..

biz böyleyiz..