28 Ağustos 2007

HAYAL-ET!

sonuna kadar inat etmemiz gerekiyor..

HAYAL'ETimize sahip çıkıyoruz.. ona çok inanıyoruz.. herkese söyleyecek güzel sözlerimiz olduğuna inanıyoruz.. ne yapalım, Biz böyleyiz! HAYAL-etimizle yaşıyoruz; capcanlı, enerjik, romantik.. evet

biz Baudlaire'i çok seviyoruz.. paris sıkıntısı'ndan "copy" edip istanbul'un en orta yerine "paste" ediyoruz.. biz böyle anlıyoruz...

biz şarkı söylemeyi de çok seviyoruz.. unutmamak için, şiir'in matematiğe dönüştüğü aşkları anlatıyoruz.. hatırlıyoruz!..

biz dostlarımızı seviyoruz.. dilini bilmeden sevdiğimiz şarkılara benziyoruz bazen ama inadına gözlerimizin içine bakıp gülümseyebiliyoruz..

biz hayal görüyoruz..
bunu seviyoruz...

biz en çok Biz'e benziyoruz...

seviyoruz...

05 Haziran 2007

Yalçın İLERİ



Oruç Yalçın İLERİ
18 Ekim 1939 - 31 Mayıs 2007


Babama sevgiler...

06 Eylül 2006

GEZ ~ DÜŞ

gezginler ve düşkünler yağıyor.. elleri
kelepçeli. okyanus yürekli aşıklar!
daha dumanı tüterken Tarihin
salgın bir bekleyişe esir olmuşlar,
gezginler ve düşkünler!

kâh sise kâh yağmura
benziyor gidişlerim kaçarcasına..
kayıp bir denizcinin göğsünde uyanıp
akşam, rıhtımda ve iblis’in gözü üzerimde
Doğu’nun yabanıl tutkularıyla sevişiyorum
ki gezgin elleri nasırlı
ki düşkün beklentisiz.

11 mayıs 1997

30 Haziran 2006

melekler/kentler

bir
çınar
dibine
çöküyorum
yıllardır gülüyorum sanki
yıllardır ölüyorum
bir diriliyorum bir ölüyorum

bu kentin gelenekleri
iklimlerle ve sahte meleklerle değişir!

bu toplum
alkışlarla ve ıslıklarla büyür

güzelliğin terkedildiği dudaklarda ıslanır

kadınlar...
kadınlar, bir kentin paslanmış ayçiçekleri
yani onlar, kirlenmiş düşlerinde bazen
neden öldürmüşlerdir kendilerini
güldiken aşk mektuplarında?

aynasız odamda
resmime bir kez daha bakıyorumöyle
yaşlıyım,
öyle gözüyaşlı...

izmir/istanbul 95/96

I
ücrada yüzümüzün paslı/su----kızgın/an’ı;
belki kurutulmuş lise günlüklerinin
“adın”ı aradığım yaprakları ve çok
geniş ve şehvetten uzak beklentilerle
konuşulamayan bakılan utkusal
cevheri çocukluğun! -yaralı...

çağrılmadan geldi akşamları
ıslak saçları, törpülenmiş tebessümüyle
ismini ararken boşlukta, yitirdiği kelimelerine rağmen mutlu
ve durağan.. alkolün iğdiş etmesiyle
günlerden Pazar
her yer kapalı
yağmur bi’ türlü yağmak bilmez
bir ses.. bir güz.. yeterdi.. yeter mi?
yeni imajların tükenmiş tonlarını kullanarak
bile kızmayı becermeyerek bağırmaya başladığımı
hatırlayamadan seyrelmiş söylem
yetmezdi başka bir şeyleri söylemeye...

bi kenara yazdık bunları
yağmur -neyse ki!- yağdı
sevildiğimi zannettim
dokunuşsuz yaz!gı ve geri dönmeyi isteyen
sıfatlardan soyunarak çerçevelenmiş
tarihi yanılgılar...

bırakıyorum “yaratıcılık” adına denediğim pratikleri
hiç bir içeriğe hiç bir biçem arıyorum

Yol pıhtılaşıyor yeni Bakış’ın ardında
güneş batarken
tutarsız.. kararsız.. sakar.. temas özürlü..

nasıl saklanabilir ki Hakikat!

siktir git” ritminde dans ederken
bir kedi ıslığı
saplandı ense köküme
uçuruma selam durdum
Güzel’e mıhlanırken açlık..

kargı/utanç/çöküş
aralarında nasıl bir bağlantı olsa da ağlasam
nasıl ağlasam Sır’lanmış ölüm arzusunu? Siktir Git!
elektriklİblis kusuyor şuurunu;
zaaflarında dikilmiş otlardan arınarak
vahşi çürük iğrenç
sesim-
-iz...
parazit var dizelerimde
bakışsız kadınlar
bedensiz erkekler
YOK ettim
YOK ettim
...

II

şu atmosfersde “grunge” fışkırıyor adsız
hiç bir Akdeniz.. lütufsuz, yekpare acılar türüyor
kara-yeşil maslarda..
kuşkusuz kuşkusuz kuşkusuz
o dayanılmaz köhnelikteki kentsel inancınız
süsleyecek kaba etlerinizi bu gece
tutku tünellerine saklanarak..
müzik olmasaydı
müzik olmasaydı
duymaz, görmezdim hiç birini
fısıltı uygarlığının gri suretleri
hep o olmak istediğim yalnızlığı yaşattı..
çünkü bir kadını nasıl tükürdüysem
bir erkeği öyle yaladım

bana yanlış yaptınız
yanlış ağladınız
işte o gün ıskaladık ölümü
hazzı kazıyarak duvara
>>>>>>>>>de-crashendo

29 mayıs 1993deü gsf izmir

Tarçııııın!.... çınçın çııııın!...








tarçın! çın çın çııııın!

Seni çok seviyorum oğlum! Sen bir şeylere yeniden, yeniden ve yeniden başlamanın, yeniden huzuru öğretmenin milâdısın!..

Diğer üç kardeşimiz ve annemiz en sonunda, sabahın şu kör vakti itibarıyla, binbir güçlükle bahçeye kadar ulaştılar. Hayatlarını kuru mama yiyerek geçirebilirler isterlerse. Sanırım keyifleri de yerinde..

Tarçın da onları yukardan kesiyor. Yazgısalın ironisi.. Esasında mavi gözlüsü vardı, pek haylazdı ve pek oyuncu.. 

Ama şimdi Tarçın iyi bir zar atmış olmalı ki hayatta, benimle birlikte.. 


23 Haziran 2006

ESKİ ŞİİRLER ESKİ MIRILTILAR

suskunluğu ödünç alıp
uyuyorlar işte
yer sarsılıyor..
körküre sarhoş!..

kaçıyorum –ne bahtsızlık, hem de bu gece!
uykum yok.. yudumluyorum anları..
yudum yudum şaraptan artan hazzı
bir sokak iti
hadım ediyor

13/Şubat-1997 İzmir-GSF/Alsancak

bu sefer kan keser kanatlarım gidersem
gidersem rakseder maskeler yüreğim kanser
bir dil sürçmesi gibi yaşanır aşk
bir gündüşüdür
bir gül düşürülür
söner ışıklar

23/Ekim/1995 İzmir-GSF/Kantin 15:30

Elinden mi düşüreceksin böyle? Kırmızıyla yaz adımı ve çek git üzerimden. Hızlanıyorum. Kapandım avuçlarına.. Hızlanıyorum..
zavallılığımızı kusuyorum aslında
istemiyorum birikmişliğini cinnetin ten arifesinde..
neden terkedip gitmiyoruz ki! Neden istemsiz böyle kış? Ellerim, haykırıyor
dudaklarım kuru
inancım yok mu dersin, neden eskitilmiş hüznünü yokluyor böylesine kılıçlar? Darbeler? Kaldırımlara resmedilen
kelle avcılarının o dakik sevdâları, ihânetleri.. ve illâ ki kehânetleri..
izin kalır mı sanıyorsun hâlâ?
dar, ışıksız
komik bir viraj bu
etimin üzerinde
beklemeye başlamadan yaz---dığın hayaller..
bu kez
dağılıp gideceğimizden de korkuyoruz..
belli ki bir yerlerde anlamıştık yaptığımız hataları. Kılıçlar
kaltaklar.. âniden kemâle ermeler.. böyle beceriksiz bir yapılanma anlama dair..
ihtirâsa dair..

keşfetmekten çıkıp, karanlığın
gereksiz bir yerinde, Ân’ın
muhatabı olmayan, halkın
arzıdır tanrıya..

anlaşılmaz bir bütünü temsil edecek bundan böyle
bu kapalı “îmâ” fırtınası dilimdeki..

bu bulanık iklim
sebeplenecek aşkın masalsı inisiyatiflerini

herkese yetecekse madem
dokunuşsuzluğun,
mor hırkanın derinlerinde
saklanacaksan daha tarihten
ve Bizden
ve evinden
ve gelecekten
körleşmeyi kaldırabiliyorsa ruhun
ruhum alınmayacaktır
bundan böyle
her basit
ize..

(bunu kime, ne zaman niye yazdığımı bilmiyorum ama iyi kızmışım herhalde! Hoşuma gitti, paylaşayım dedim şu müphem cemaatle..)