30 Ekim 2009

FELEK

reddedilebilir bir uzaklıkta tutuyor acılar Bizi,
tözünden ayıran saflıkla Anlama küçük darbeler vuran
Ayışığından nesneler nakşediyor, ılık fakat netameli..

Sonra sokaklar doluyor.
sokaklar, ete kemiğe
inadına bir yeise
laftan anlamayan, unutkan,
terbiye edilmemiş bir yanıta dönüşüyor...

kadın esrik, adam keskin
en şuursuz yerinde bir şiirin
en uzun uykularına dalıyorlar.

An noksan, hayâl meyyâl..
şarabı kanayan kadehler
dudaklardan dudaklara misafir ediliyor
her akşam bu mısralarda;
gelip görmesi,
tadıp kaçması bedava..

eski kösnül meseleler çiseliyor
tinden tene ıslak bir serüven..
Aşk kaybediyor eşkâlini
gömüldüğü bedenlerde
ışıldıyor Aksi..

Güz unutuşu mesken tutuyor
Muhasebe edilebilir anılar ve
Çok değil, azlığa dair bir varsayımla..
Belki el mutlu olsun
Elin ele feleği deysin diye..

İÇİNDEKİ KAPLUMBAĞALAR, AĞLATIR

İçindeki kaplumbağaların gülümsediğini duy

ve sarılarak uyumaya çalış. Çoğu dudak okur

ve rüyalarında konuşurlar.

En güzeli, iç dünyaları çok basit

yalnız ve mutludurlar, o sert kabuklarının içinde.

Bir kahve yap kendine

geceler uzun, aşklar kısa, ten kayıp

bir kıtanın son mısrasından girip

sözsüz bir oyunun dehlizlerinde şarkı söyleyerek

otuzbir çektiğini bile kanıtlar tarih

çok istersen bu da olur;

rezalet ve hikmet

içiçe geçip

çelme takarlar anlama durupdururken

anlamazsın, ağlatır...