01 Nisan 2005

düştüm

d ü ş t ü m . . .

- I -
düştüm.. bunu öğrendin!

tekrarlarından arınınca Ân
adıma konan bir neşter
parlayarak uçuverdi göğe
sanki dudaklarındı
kıpkırmızı akıyordu sağanakta
akıyordu en karanlık toprağına kâinatın

istemedim bir şey
isteyemedim, vermeyeceklerini öğrenmiştim bir kez
cesurduk... belki de böyleydi..
gerçekten öyleydi..

ve unuttuk

sanki kanadındı
kırık bir pencereden sızan,
ıssız sözlerindi
-ıssızlık midemi bulandırır, bunu da öğrenmelisin!

sökülmüyor
arınamıyorum... anlayamıyorum...

ne şehir tükürüyor beni
ne lağım fareleri ağlıyor artık çocukluğumun dilsiz cinlerine


sen de kenetlenmelisin bu yaralı tarihin bir yerlerine
seni de boyamalıyım zihnimin sepyasına

bağıramıyorum artık
bağırmak kalbimi yoruyor

aynanın sırrına saklanarak oynadığım ilk Oyunu hatırlıyorum;
cinnete merdiven dayayıp çıkıyordum sığınağıma
gülümsüyordum

dilin melekleri
dilin melekleri
diyor,
yatağa yapışarak ağlıyordum ya hani,
orada öylece prova ediyordum Ölümü aslında..

nesnelerin ruhuna nüfûz ediyordum
şaşkındım, kandırılmıştım...
bütün masalları eksik anlatmışlar
ya da ben hiç masal dinlememiştim
küçülmüştüm karşılarında

üşümüştüm, kıştı..
simetrik bedenlerin tezgâhında
ucuza gidiyordu aşk..
kimsesizdim, ilenerek yürüyordum
çukurKentin sokaklarında
orada bütün kediler sahipsiz
bütün kelimeler gerçeküstü gölgelerle geçiyordu üzerimden


sonra sen,
varoluşa dair her meseleyi çözercesine
üstün bir kahraman olarak çıktın karşıma
bir adın olmalıydı,
tadın, kokun ya da ne bileyim bir duruşun olmalıydı,
göremedim..

belki sen de onlardandın da
ben hiçbir zaman anlayamadım..

köstebek gülüşlü.. sen..
hiçlik aynasında
prova ettiğim Ölümler gibi..

bir şeylere benziyordun
kadınlara.. erkeklere.. günahlara..
bir çuval dolusu çürük patatese,
ay tutulmasına.. tavandan sarkan urgana..
cam kürenin iklimine benziyordun..

tenine sinen sahte temasları anlatmayı seviyordun akşamüstleri,
evet, en çok bunları anlatarak eğleniyordun
bense tabiatın en mahrem köşesinde
yokluğunu arzuluyordum sessizce..
çünkü en çok yokluğun heyecanlandırmıştı
bir gün uzaktayken..


- II -
düştüm.. şiddetli, çırılçıplak..

kıymeti yoktu umudun,
dokunduğun an yanan
cinsiyetsiz bir tebessümdüm..

âdem-i ankebut’un parçalanmış şuurunu
bir sırça efsâneyle onarmıştın
o loş güz sabahında apansız..
bunu bir yerlere yazmıştım..
her şey gibi bunu da yazmıştım..

anlattığın, söylediğin, yaptığın hiçbir hareketi kaçırmadan
sarı yapraklı defterlere kaydediyordum
bir gün sana ne kadar önem verdiğimi anlayabileceğini umarak

neden elini tutamadım diye merak ederken
tenini paylaşan canavarlar yaratıyordun yastık altında..

oysa orada Tek bir Şey vardı!

ben “canavar” dedikçe
Sen “mâsumîyet”
ben “intikam” dedikçe
Sen “şehvet” diyordun..

uzayıp giden bu gevezeliği
kalbime sıkılıp kalmış
bir sim kurşun gibi hatırlıyorum şimdi..

“şimdi” diyorum ama bunun da izini süremiyorum
yüzüne yapışan renkler gibi
alelâde bir mecazdan başlıyordum her seferinde..
her seferinde yeniden tanıdığım
bir başkasına benziyordun..
başkasının hücrelerinde ava çıkmış
dondurulmuş bir yabanıl oluyordun ya,
en çok bunun üzerine kafa yoruyordum..
neden?


- III -
neden önce ben düştüm?
bunu sordum..
sömürdüm olası tüm yanıtları..

“...ve kustum lavaboya bir gece.. sarhoştum.. barda kapanış marşı çalıyordu.. bir yerlerim acıyordu yine.. bir yerlerime dokunuyordun.. aynadan fırlayıp saplanıyordun baktığım her şeye... fırtına çıkmıştı.. alabildiğine savurarak düşlerimi
ifşâ ediyordu yoksunluğumuzu şehre

“bir yudum daha..”
“birer yudum daha..”
“son yudum bu..”

ıslak-karanlık çimenlere uzanıp
boğmaya çalıştık arzularımızı
tek nefeslik şiirlerle..

işte ilk o zaman keşfettim
işlevini ellerimin..


- IV -
düştüm.. salonun ortasında baygındım..

lirik bir öpücük
kitabî bir efsûn

sayfalarca.. sayfalarca.. sayfalarca Acı!
bekledim orada uzanıp öylece..
senelerce!..

inançsızlık mı yapışıp kalmıştı avuçlarıma
yoksa asrın salgın sayrısı mıydı Hiçlik?

fazla düşünmeden
sarıldım endişelerime
ve
devamlılık arz etmeyen meselelerine dünyanın..

sahiplendim.. sahiplenerek büyüttüm şiddetimi
Diğerleri
gibi..
Son
gibi..

düştüm.. kısacık, şekilsiz bir düş..

21 Temmuz 2004
Feneryolu-EV

Hiç yorum yok: